Ev Sohbetlerinin önemi ve tarihdeki yeri

Sohbet, sözlükte, birlik, beraberlik, dostane ilişkileri devam ettirmek, yol ve hedef kardeşliği yapmak demektir (Kamus-u’l Muhit, Sohbet Maddesi; El-İsabe, 7/1). Dinimizde ise sohbet, işte bu bütün sözlük anlamında var olan manaların elde edilebilmesi için yapılacak bir nevi ahlak ve maneviyat eğitiminin yapıldığı özel halkalardır. Ev sohbetlerinin İslam Tarihinde tebliğ ve davet çalışmalarına çok büyük katkılar sağlamış olması açısından çok büyük ehemmiyeti vardır. Özellikle İslami davetin ilk günlerinde vahyin açıktan ilanının yapılamadığı dönemlerde evlerde yapılan sohbetler çok önemli hizmetler sunmuştur. Tebliğ ve davetin zor günlerinde Peygamber Efendimiz (sas), bazan kendi evinde, bazan Hz. Ebu Bekir (ra)’in evinde bazan da ashabından bazılarının evinde tebliğ ve davet çalışmalarına ara vermeden devam etmiştir. Bu sahabeler arasından en meşhuru ise, Erkam b. Ebi’l Erkam hz.lerinin evidir. Daha sonraki yıllarda yapılan hemen bütün ev sohbetleri bu son isim, yani Erkam b. Ebi’l Erkam ismi ile anılır olmuştur.

İslam bu ev okullarında öğrenilmiş, bu evlerde yapılan sohbetler neticesinde hayat bulmuş, İslam’ı geleceğe aktaracak öğretmenler, valiler, ordu komutanları, elçiler vs. hep bu ev tezgahlarında sohbet gergeflerinde işlenen insanlar arasından çıkmıştır.

Ev sohbetleri vasıtasıyla kardeşlikler oluşmuş ve pekişmiş, hayatın sevinç ve hüzünleri aynı anda teneffüs edilmiş, ortaya çıkan problemlere çözüm yolları buralarda aranmış, gayesi ve hedefi bir olan cemaat bu yolla elde edilmiş, insanlar arasında eşitlik, adalet ve en mükemmele ulaşma gayretleri buralarda neşvü nema bulmuştur. Çünkü sohbetin anlamında da yukarda işaret edildiği gibi hep bu manalar vardır. Biz de bütün bu güzelliklere sahip bir toplum ve bir cemaat yetiştirme hedefine kilitlenmek istiyoruz.
Resulullah (sas)’a gelen ve ilk vahiy olma özelliği taşıyan Alak suresinin ilk ayetleri

 

لَأقْ رَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِ ي خَلَقخَلَقَ الِْْنسَانَ مِنْ عَلَقٍ اقْ رَأْ وَرَبُّكَ الَْْكْرَمُ الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الِْْنسَانَ مَامْ يَ عْلَمْ

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.” (Alak Suresi, 96/1-5)

 

geldikten ve Peygamer Efendimiz (as)’a peygamber olduğu bildirildikten sonra vahiy bir müddet kesildi. Daha sonra üst üste ayetler gelmeye başladı. Bu ayetler İslam’ın etrafa yayılmasını ve insanların uyarılmalarını emrediyordu. Bu gelen ayetlerin bir kısmı şunlar idi:

 

يَا أَيُّ هَا الْمُدَّثِّ رُ قُمْ فَأَنذِ روَرَبَّكَ فَكَبِّ روَثِيَابَكَ فَطَهِّروَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

“Ey bürünüp sarınan (Resulüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket. (Müddessir, 74/1-5)

 

يَا أَيُّ هَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلََّّ قَلِيلا نِّصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيالاأَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ا لْقُرْآنَ تَ رْتِيالا

“Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt. Ya da bunu çoğalt ve Kur’an’ı tane tane oku.” (Müzzemmil, 73/1-4)

 

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الَْْقْ رَبِينَ

“(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şuara, 214/26)

 

Resulullah (as)‘ın hayatını dikkatlice incelediğimizde her konuda olduğu gibi tebliğ ve davet konusunda da bize çok güzel bir örnekler sunduğuna şahit oluruz.

Allah’ın Rasulü (sas)‘nün, yeni dini insanlara tebliğ etmeye ve onları bu dine davet etmeye başlaması, yukarda geçen Müddessir suresinin ikinci ayetindeki “Kalk uyar!” emri ilahisiyle olmuştu. Bu emri alan Peygamber efendimiz (as), hiç vakit geçirmeden kendisine verilen emri yerine getirme kararlılığı ile hareket etti. O (sas), “Biraz daha bekleyeyim, önce her şeyi öğreneyim, sonra insanlara anlatırım; malım mülküm biraz daha artsın, etrafımdaki insanlara bol bol dağıtarak İslam’ı insanlara sevdireyim demedi. Önce kadro ve taraftar toplayıp onların başında reis olarak hareket edeyim ve insanları İslam’a davet edeyim“ demedi. Bir çoğu zaman bizim arkasına sığındığımız ve İslam’ı anlatmayı hep ertelediğimiz bahanelere sığınmadı ve onları aklına bile getirmedi. Aldığı ilk ilahi emirden risalet vazifesinin ciddi bir görev olduğunu anladı, daha sonra inen ayetlerin sevki ile de derhal tebliğ ve davete başladı.

Resulullah (sas), insanları önce Allah(cc)‘ kulluk etmeye ve –haşa- Allah’ın yerine konularak tapılan putlardan vazgeçirmeye çağırdı. Ancak bu çağrıyı öyle ulu orta ve her önüne gelene değil, zaman ve zeminine de dikkat ederek yapmaya başladı. Dolayısı ile ilk tebliğ ve davetini Şuara suresinin yukarda geçen “(Önce) en yakın akrabanı uyar” Ayetinden yola çıkarak, en yakını olan ev halkından başladı. Ev halkından en yakını ise, elbette mübarek eşleri Hz. Hatice (ra) validemizdi. O da ondan başladı. Vahyin ilk geldiği günde de Peygamber efendimiz (as)’a büyük moral desteği veren Hz. Hatice (ra) validemiz, kendisini yeni dine davet eden sevgili zevcesi ve Alemlere Rahmet olarak gönderilen son peygamberin bu kutlu davetine hemen olumlu cevap verdi ve ilk kadın müslüman olma şerefine sahip oldu. Hz. Hatice (ra) validemiz cahiliye döneminde de temiz bir fıtrat üzere yaşayan, putlara tapmayan, ırz ve namusuna sahip, itibarı hakikaten çok yüce insanlardan bir tanesi idi. Kendisine yapılan davete gönlünü sonuna kadar açmıştı.

İslam’a davet yıllarının gizlilik dönemi olan bu ilk yıllarda kendilerine teblig ve davetin ulaştırılacağı insanlar özenle seçiliyor, kendilerinden emin olunduktan sonra tek tek evlere çağırılıyorlar ve bu ortamlarda görüşmeler yapılıyordu. İşte bu prensipten hareket eden Allah’ın Rasulü (sas), Hz. Hatice (ra)’dan sonra, bir kısmı kendi hanesinde yaşayan bir kısmı da ailesi gibi görüşülen yakın ahbaplarından olan bir kısım insanları sırasıyla yeni dine davet etti. Bunlar, Ali Bin Ebi Talip (ra), Resulullah (sas)’ın azatlısı ve evlatlığı Zeyd bin Harise (ra, Ebu Bekr bin Ebi Kuhafe (ra), Osman bin Affan (ra), Zübeyr bin el-Avvam (ra), Abdurrahman bin Avf (ra), Sa’d bin Ebi Vakkas (ra) ve diğerleri idi. Hz. Peygamber (as)’ın evinde ve elinde İslam’la şereflenen bu ilk müslümanlara “Aşere-i Mübeşşere/Cennetle Müjdelenenler” de denilir. Bu yüce sahabeler, hem ilim öğrenmek, hem de öğrendiklerini uygulamak (amel etmek) için Allah Rasulünün (sas) yanına gidiyorlardı.

Bu ilmi musahabe toplantıları düzenli ve zaruri bir hal alıp, İslam düşmanlarının da dikkatlerini çekmeye başlayınca, değişik evlerde bir araya gelerek ilmi çalışmaların yapılması lazım geldi. İşte Resulullah (sas), bu ashabını gizli gizli Erkam b. Ebi’l Erkam’ın evinde toplamaya başladı. Başına topladığı bu genç insanlara Allah’ın birliğini ve şirkin zararlarını anlatıyor, bu sayede imanın ileriki zamanlarda meydana çıkacak merhalelerine hazırlık yapıyordu.

İlk Müslümanlar bilhassa o ilk yıllarda birbirlerinden haberdar değillerdi. Onların kimler ve kaç kişi olduklarını ancak Resulullah (sas) biliyordu. Ne zaman ki, öğrenilen bilgilerin amel sahasına dönüştürülmesine, dinin bazı pratiklerinin, örneğin topluca namaz kılınmasının gerektiğine Peygamber Efendimiz (as) karar verince; cahil ve İslam düşmanı olan Mekkelilerin şerrinden de korumak üzere ashabına evlerde toplanmayı emretti. O günlerde henüz 14-15 yaş civarında olan Erkam b. Ebi’l Erkam’ın evi bunların en meşhuru idi. Toplantı yeri olarak Erkam’ın evini seçen Allah’ın Rasulü (sas), bu toplanma işinin de gizlice olmasını istiyor, ashabını her türlü tehlikeden koruma istiyordu.

Erkam (ra)’in evinin toplantı yapılmasının bir çok güzelliği ve hikmetleri vardı. Erkam (ra)’in evi basit ve gösterişsiz idi. Erkam (ra)’in kendisi yetimdi, onun için de müstakil davranabiliyordu. Basit bir ev olduğu için de toplumun dikkatini çekmiyordu. Toplantılara gelenler de gizlice ve sessizce hareket ediyorlar ve dikkatlerden uzak duruyorlardı. Onların geliş-gidişlerinden kimseler rahatsız olmuyordu. Davanın lideri olan Allah’ın Rasulü de böyle toy denilecek bir yaştaki çocuğa büyük sorumluluk veriyor ve ona güveniyordu. Bu halde iken, rivayetlere göre bu ev ziyaret ve sohbetleriyle İslam’ın teblig ve davet çalışmaları açıktan davet süreci başlayıncaya kadar tam üç sene devam etti.

Ne zaman ki, Hicr suresinin şu ayeti indi ve açıktan teblig ve davet emredildi, Peygamber efendimiz (as), evdeki yapılan ilmi çalışmaları dışarıya da taşımaya başladı. Ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor:

فَاصْدَعْ بِمَا تُ ؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ

“Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!” (Hicr, 15/94)

Böylece davetin “açıktan” yapılması başlatılmış oldu. Ancak açıktan yapılacak davete nereden başlanacağı da önemli idi. Bunu da Şuara suresinin yukarda da zikredilen şu ayet-i celileri belirledi:

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الَْْقْ رَبِينَ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّ بَ عَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

“(Önce) en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.”
(Şuara, 26/214-215)

Bu emirle hareket eden Peygamber Efendimiz (as), önce Haşim Oğullarını evinde topladı. Onlara bir ziyafet hazırladı ve ikramda bulundu. Daha sonra da onlara konuyu açtı ve yeni dine davet etti. Hz. Ali (ra), çocuk olmasına rağmen İslam’ı ilk kabul edenlerden oldu. En şiddetli olumsuz reaksiyonu amcası Ebu Lehep gösterdi. Toplantı neticesiz kaldı. Ancak davetin herkese ulaşması gerekiyordu. Bundan dolayı da Resulullah(sas) bir sabah Safa tepesine çıktı ve Kureyş kabilesine ait soyları ve aşiretleri tek tek isimleriyle çağırdı: Ey Fihr Oğulları! Ey Adiy Oğulları!…” Hz. Peygamber (sas), etrafına toplanan insanlara önce onların kendisine olan güvenlerini hatırlatmak ve güven tazlemek için “Ben şimdi şu dağın ardından atlıların geleceğini ve size saldıracağını haber versem bana inanır mıydınız?” diye sordu. Onlar hep bir ağızdan “Evet, şimdiye kadar senin yalan söylediğini görmedik” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (as), “Ben size önümüzdeki şiddetli azabı haber veriyorum” diye tebliğine başladı. O an orada hazır bulunanlar anlatılan şeylerden son derece etkilendiler ve nerede ise inanacak hale geldiler. İşte tam bu sırada yine Ebu Leheb ortaya atıldı ve Peygamberimiz (as)’a itiraz ederek “Yazıklar olsun sana, bunun için mi bizi buraya topladın?” diyerek bağırdı ve toplanan kabilelerin dikkatlerini dağıttı. Bu hadise nedeniyledir ki, Ebu Leheb hakkında Tebbet suresi diye bilinen şu sure nazil oldu:

“Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek). Ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.” (Tebbet, 111/1-5)

Ancak Allah’ın Rasulü (sas), teblig ve davetlerine devam etti. Kureyş kabilelerini tekrar tek tek topladı ve onlara

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَ عَالَوْا إِلَىٰ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُ نَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لََّ يَ عْلَمُونَ شَيْئاا وَلََّ يَ هْتَدُونَ

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Resul’e gelin” denildiği vakit, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” (Maide, 5/104)

ayeti ve benzerleri ile onlara cehennem ateşini hatırlattı ve atalarının yolunda körü körüne gitmelerinin onları cehennem ateşinden koruyamayacağını onlara anlatmaya çalıştı.

Ev sohbetlerinin en güzel sonuçların alınmasına vesile olduğunu göstermesi açısından Mus’ab b. Umeyr (ra)’in öğretmen ve mübelliğ olarak gönderildiği Medine-i Münevvere’de yapmış olduğu teblig ve davet çalışmaları da çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Hz. Mus’ab (ra)’in işi hakikaten zor idi. Çünkü kahir ekseriyeti putperest olan bir topluma İslam’ı anlatmakla ve onu temsil etmekle görevlendirilmişti. Öğretmenlik görevini deruhte eden Hz. Mus’ab (ra), önce gidip, İslam’ı yeni kabul eden kabile reislerinden birisi olan Es’ad b. Zurâre (ra)’nin evine yerleşti. Es’ad b. Zürare (ra), Mus’ab (ra)’i hemen Medine’nin diğer iki önemli şahsiyyeti Sa’d ibn Mu’âz ve Useyd ibn Hudeyr’ların yanına götürdü. Bunlar aynı zamanda Es’ad (ra)’in yeğenleri idi. Öğretmen olarak gelmiş olan Hz. Mus’ab, bahçelik bir yerde bir kuyunun başına oturdu ve çok geçmeden onu dinlemek amacıyla çok sayıda ziyaretçi çıkageldi. Bahçe sahibi Sa’d ibn Mu’âz, o anki düşüncesine göre bu yeni “sapıklık” hareketinden hoşlanmadı ve yanında bulunan Useyd’e şöyle dedi:

“Rica ederim, gidip şu iki kişiyi; öğretmen Mus’ab (ra) ve konuğu Es’ad (ra)’I buradan uzaklaştır. Es’ad teyzemin oğludur. İşin içinde o olmasaydı seni rahatsız etmezdim. Onlara, aramızdaki huzuru bozmamalarını söyle!”

Useyd, mızrağını eline aldı ve onlara doğru şöyle söylenerek yürüdü: “Zayıf kişilikli insanları saptırmak için buraya neden geldiniz? Burayı hemen terk edip gitmeniz sizin menfaatinizedir.”

Fakat hazık, nazik ve tecrübeli bir öğretmen olan Mus’ab (ra), yumuşak ve tatlı bir dille şiddetle üzerine gelen Hudayr’a: “Lütfen bir an oturup sana söyleyeceklerime kulak verir misin? Hoşuna giderse ne ala! Aksi takdirde hemen çıkıp giderim” dedi.

Useyd, böyle tatlı bir mukabele görünce “Doğru, haklısın” dedi ve o da oturdu. Bunun üzerine, Mus’ab (ra), ona İslam’ın ne anlama geldiğini açıkladı ve Kur’an-ı Kerim’den ayetler okudu. Mus’ab (ra) daha sözünü bitirmemişti ki, Useyd’in yüzünde memnuniyet belirtileri görülmeye başladı. Devamında da Useyd’in şöyle haykırdığı duyuldu: “Ne kadar güzel! Bu dine girmek için ne yapmak gerekiyor?” dedi. Sonra da ekledi: “Şimdi size kabilenin önde gelenlerinden birini göndereceğim; eğer onu ikna edebilirsen, bütün kabile de ardından hidayete erecektir.”

Useyd (ra), Sa’d ibn Mu’az ve arkadaşlarının yanına gelince şu hikayeyi uydurdu: “Şuradaki ufak tefek adam pek zararsız birine benziyor. Kendisinden ve arkadaşlarından buradan çıkıp gitmelerini söyledimse de, inat edip, istediklerini yapacaklarını söylediler. Zaten öğrendiğime göre, senin hasmın olan Benî Harise kabilesinin mensupları da, bu yeni sapıklığı kabul eden senin yeğenin Es’ad’ı öldürmek üzere yola çıkmışlar, seni de itaatleri altına almak istiyorlarmış.” Bununla Useyd (ra), şöyle söylemek istiyordu: “Es’ad Müslüman oldu, öyleyse sen artık onu dindaşın olan kimselere karşı savunmak istemezsin. Ancak o senin yeğenindir, ve onun kanının akıtılmasına göz yumman da senin için bir boyun eğme, onların itaatleri altına girme anlamına gelecektir.”

Useyd, bütün bu hikayeyi, sadece Sa’d ibn Mu’âz’ın bizzat gidip bu öğretmenle konuşmasını sağlamak için uydurmuştu. Çünkü bu öğretmenin büyüleyici sözleri onun üzerinde de aynı etkiyi bırakacaktı. Sa’d bu uydurma sözlerden korkup dehşete düşerek: “Sen bu işi halledemedin mi?” diye sordu. Sonra o da mızrağını eline alıp, öğretmen Mus’ab’ın yanına gelerek, hiddetle bağırıp çağırdı. Ancak kısa bir süre sonra o hiddet ve şiddetten iz ve eser kalmadı ve sessizce evine döndü ve ev ehline ve kabilesine şöyle seslendi:
“Ben kimim?”

Kabilesi, “Sen bizim efendimiz ve aramızdaki en akıllı kişisin!” diye cevap verdiler. Bu defa Sa’d b. Muaz, biraz da sertçe şöyle gürledi:
“İyi dinleyin, eğer derhal İslam’ı kabul etmezseniz, kadın erkek demez, hepinizi kabileden çıkarırım.” Bu olup bitenlerden sonra, gün batımına kalmadan, Hz. Muaz’ın bütün kabilesi İslam’ı kabul etti.

Öğretmen, tebliğci ve davetçi Hz. Mus’ab (ra), bütün bir yıl boyunca evlerde yapmış olduğu sohbetlerle hac mevsiminde Mekke’ye dönmeden önce, Allah’ın Rasulü (sas)‘ne, üç aile dışında tüm Medineli Arap kabilelerin mensuplarının çoğunluğu itibarıyla İslam’ı kabul ettiklerini müjdeledi (Peygamberimizin Hayatı, M. Hamidullah (Madde: 282 , Muhtasaran )). Bu da ev sohbetlerinin bir bereketi olarak kabul edilebilir.

Ev sohbetlerine mesned olarak kabul edilebilecek bir husus da içinde Allah’ın zikredildiği evlerin övüldüğünü işaret eden şu ayet-i kerimelerdir:

فِي ب يُُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُ رْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْْصَالِ رِجَالٌ لََّّ تُ لْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلََّ بَ يْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاة يَخَافُونَ يَ وْاما تَ تَ قَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالَْْبْصَارُ لِيَجْزِيَ هُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَالل هُ يَ رْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Nur, 24/36-38)

Bu ayetleri tefsir eden alimlerimizden bir kısmı, ayetlerde geçen “evler” den maksadın mescitler ve müminlerin kendi evleri olduğunu ifade etmişlerdir (Maverdi, Şevkani ve İbn Aşur). Büyük müfessir Ebu Hayyan’a göre, ayetteki “evler” sözcüğü içinde namaz kılınan ve ilmî sohbetler yapılan bütün evler için geçerlidir (Ebu Hayyan, Alusi, ilgili ayetin tefsiri). İkrime’ye göre de bu evler, içinde iman meşalesi yanan bütün mescit ve evlerdir. Lambaların ışığında geceleri namaz kılınan ve ilmî sohbetler yapılan her yer buna dahildir (İbn Atiyye, ilgili ayetin tefsiri). Bir yandan evleri nurlandıran elektrik ışığı, bir yandan da kalpleri nurlandıran iman ışığı aynı anda ayetler içinde işaret edilen konulardır.

Diğer yandan ayette “mescid” yerine “ev” sözcüğünün kullanılmış olması da önemlidir. Bundan,

وَأَوْحَيْ نَا إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَ بَ وَّآ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ ب يُُوتاا وَاجْعَلُوا ب يُُوتَكُمْ قِبْ لَةا وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

“Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.” (Yunus, 10/87)

ayetindeki emrin gösterdiği hedefe uygun şekilde, müminlerin evlerinin içlerinde Allah’ın anıldığı ve sabah akşam O’nu tesbih eden adamların bulunduğu birer mescide benzemesi gerektiği sonucunu çıkarmak daha uygundur. Bu da, ideal bir Müslüman aileye yakışan şeyin, sabah ve akşam vakitlerini Allah’ı anarak, Onu tesbih ederek, Onun kitabını okuyarak ve Onun rızasına ulaştıracak bilgileri kazanmaya çalışarak değerlendirmek olduğunu ve bunda başlıca sorumluluğun evin reisine düştüğünü gösterir.

Bu âyetlerin tefsiri sadedinde İbni Abbas (ra)’tan “Mescidler Allah’ın yeryüzündeki evleridir; yeryüzü ahalisi için gökte parlayan yıldızlar gibi, onlar da gökyüzü ahalisi için ışık saçarlar” sözü rivayet edilmiştir (Razi, Tefsir, ilgili ayetlerin tefsiri).

Evlerin birer mescid ve okul haline getirilmesinin önemine işaret eden şu hadis-i şerifler de kayda değerdirler: “Evlerinizde namaz kılmayı ihmal etmeyin; bilmelisiniz ki, kişinin farz namazların dışındaki namazlarını evinde kılması daha faziletlidir” ve “Evlerinizi kabristana çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden kaçar” (Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 212-213; Tirmizi, Fedail, 2)

Alınacak Dersler:

  1. Ev Sobetleri dersleri, İslam’ın tebliğ ve davetinde en kıdemli eğitim alanıdır.
  2. Ev Sohbetlerinin yapıldığı evler İslam’ın ilk eğitim kurumlarıdır.
  3. Ev Sohbetleri vasıtasıyla başta Aşere-i Mübeşşere olmak üzere sahabenin ilkleri yetişmiştir.
  4. Ev Sohbetlerinin ilk yapıldığı mekan olan Daru’l Erkam’ın sahibi Erkam b. Ebi’l Erkam’ın gayretini hatırdan çıkarmamak gerekir.
  5. Bilgi alış verişi daha samimi ve daha kolay bir ortamda gerçekleştiği için ev sohbetleri eğitimde vazgeçilemeyecek bir uygulamadır.
  6. Ev Sohbetleri, ilim, tecrübe, kaynaşma ve dinamik bir cemaat yetiştirme açısından son derece önemlidir.
  7. İslami eğitim faaliyetleri hangi şart ve imkan dahilinde olursa olsun kesintisiz devam ettirilmelidir.
  8. Eğitim faaliyetlerine katılma konusunda da cemaat birbirini teşvik etmelidir.

Ev Sohbetini indir, bastır ve ailen ile birlikte oku:

Tüm Ev Sohbetlerini burdan indirebilirsiniz.

Fatih Şahin

Fatih Şahin 2010 yılından günümüze kadar Merkez Camii Reutlingen Şube Yönetim Kurulunda yer almaktadır. Son olarak Cami Sekreterliği ve EMUG Başkanlığı görevini ihya etmektedir ve mesleki hayatında bilgisayar mühendisi olarak çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Pin It on Pinterest